Yaşam
Giriş Tarihi : 14-10-2021 00:39   Güncelleme : 14-10-2021 01:29

Çam ve köknar sakızı Sarkoidoz hastalığına çare mi? İşte Sarkoidoz’u yenme hikayem..

Gazeteci Yazar hemşehrimiz Muharrem Coşkun 2005 yılında yaşadığı Sarkoidoz hastalığını nasıl yendiğini ve başından geçen o süreci anlatıyor. Coşkun, bloğunda kaleme aldığı yazsında, “Sebebi ve tedavisi hala bulunamayan dahası birkaç milyonda bir görülen Sarkoidoz hastalığını tıp dünyasını şaşırtan annemin yöntemi ile yendim.. İşte ‘tedavisiz’ denilen hastalıktan kurtulma serüvenim..”

Çam ve köknar sakızı Sarkoidoz hastalığına çare mi? İşte Sarkoidoz’u yenme hikayem..

MUHARREM COŞKUN/GAZETECİ- YAZAR

2005 yılıydı.. Kurulan özel bir TV kanalında işe başlayalı bir yıl oluyordu.. Kirada oturuyor, ilk doğacak çocuğum için hazırlıklar düşünüyordum.. Lakin bu süreçte gece gündüz koşturmamıza rağmen maaşlarımız zamanında ödenmiyor, ödenmediği gibi de, yaklaşık 8 ay alacağımız birikmişti kanalda.. Tam bir travmaya dönüşmüştü iş hayatı.. Sürekli benzer bahane ve oyalamalar stresimizi katlıyor, sıkıntımız sürüyordu..

 

Sarkoidoz kolumda böyle büyümüştü...

 

MERCİMEK TANESİ KADAR, ACIMIYORDU

2004 yılının son baharı biterken, validem köyden gelmiş, kışı birlikte atlatmıştık.. 2005 yılının baharında ise sağ kolumun, omuza yakın dışa bakan kısmında küçük, mercimek tanesi kadar bir kırmızı nokta belirmişti.. İlginci; acımıyor ve çok hafif ara ara kaşındığı oluyordu. Gün geçtikçe de ağırdan büyüyordu.. Bir akşam validem gördü, eliyle dokundu, ‘Bu nedir acıyor mu?’ diye sordu. “Yoo.. Hiç de acımıyor, geçer her halde” dedim.. Ancak Validem endişeliydi;

“Acımıyorsa daha kötü, bir an önce doktora git” diye bana ısrar etti. Onu teskin etmek babından, ‘tamam’ dedim..

Lakin birkaç hafta sonra havaların ısınmasıyla birlikte Validemi köye yolcu ettik.. Ancak bize veda ederken dahi, ‘Kolunu ihmal etme, o büyüyor, acımıyorsa tehlikelidir baktır mutlaka ‘ demeyi ihmal etmedi..

 

 

KIRMIZI BİR GÖZ GİBİ BÜYÜDÜ

O yaz öyle geçti.. Stres, parasızlık, yoğunluk, derken aynı iş yerinde sonbaharı da bitirdik.. Kış bastırmıştı.. 2005 yılını da uğurlamıştık.. Validem yine köyden gelmiş, bizimle kalıyordu. Hatta 1 Ocak 2006 günü baba olmuştum.. Ecmel Müjgan’ın aramıza katılması stres ve parasızlığımızı unutturmuş, bizi mutlu etmişti.. Ancak kolumdaki o kırmızı nokta artık nokta olmaktan çıkmış, tam bir altın boyutunu geçmişti..  Deriden yukarıda, kabarık kızıl bir göz gibi idi.. Ama yine acımıyordu.. Validem bir akşam vakti , “Ne oldu kolundaki sakat iyileşti mi, geçti mi?” diye sormaz mı?

Ne diyeceğimi şaşırdım; “İyileşmedi ama acımıyor ki..” cevabını verebildim.. Annem heyecanla o sakatın olduğu yeri görmek için gömleğimi çıkarttırdı, baktı, yüz ifadesi öfkeye dönüştü.. “Kocaman olmuş bu sakat, hala doktora gitmedin ve bekliyorsun haa… Sabah ilk işin doktora gitmek” diyerek sıkı sıkı tembihledi... Artık 2006’nın Şubat ayı gelmişti..

 

 

DUYMADIĞIM HASTALIK: SARKOİDOZ

Kaçarım yoktu.. Annem akşam yine soracaktı.. Mecburen Haseki Eğitim Araştırma Hastanesi’nin yolunu tuttum.. Cildiye Klinik Şefi Uzm. Dr. Nazmi Geyik (Allah selamet versin) yılların verdiği tecrübe ile ilk bakışta teşhisi koymuştu: Sarkoidoz..

İlk kez duyuyordum.. Lakin o kadar kolay değildi bu hastalığa tek başına teşhis koymak.. Nitekim hastaneden akşam üzeri TV’ye gelince, yayına katılmak amacıyla kanalımıza gelen 5 doktora konuyu açtığım.

 

 

‘BİR HEKİM TEŞHİS KOYAMAZ, ÇAPA’YA GİT’

Doktorlar;

“Sarkoidoz mu..? Bu hastalığa tek başına bir hekim teşhis koyamaz, çok ciddi bir hastalık.. Biz sana bir Prof. Önerelim Çapa Tıp’ta.. ABD’den ödüllü.. Ondan randevu al ve git.. İhmale gelmez, bu hastalığın görünür bir şekilde kolunda çıkmış olması Allah’ın sana açık bir mektubu.. İhmal etme” diye konuşuyorlardı.

Ben daha da endişelenmiştim.. Ancak yine kendi doktorum Nazmi Geyik’e gitmeye devam ettim.

Nazmi Bey, bir dizi tahlil istedi, tepeden tırnağa kontrol etti, tırnak uçlarımdan, ciğerlere, kan değerlerimden saç telime kadar tarattı. Bu kadar detaylı tarama için 10 günden fazla hastaneye gidip geldim.. Sakat bölgeden otopsi için alınan parça ise moralimi iyi ce altüst etti. Benim hiç önemsemediğim bir sakat için bunca tahlil nedendi?

Nihayet biyopsi sonucu da gelince teşhisi net koydu Nazmi Geyik: Sarkoidoz

Evet ilk kez duyuyordum bu hastalığı, doktorum, bu hastalığı Türkiye’de her doktorun bilemediğini, üç milyonda bir kişide nadiren görüldüğünü anlattı. Dahası ekledi: Bu hastalığın sebebi de tedavisi de tam bilinmiyor.. Sadece kontrol altında tutmak ve başka yere sıçramasını engellemek durumundayız.. Ancak kanser değil..

Allah Allah.. Şaşkındım.. Hiç önemsemediğim hastalık konusunda annem ısrar etmese geleceğim yoktu..

Doktorum, “hemen tedaviye başlamalıyız” diyerek krem, hap ve spreyden oluşan 4 çeşit ilaç verdi.. Kullanıyorum.. Zaman geçiyor kontrole gidiyorum..

 

 

O PROF. BENİ ÖLDÜRECEKTİ

Bu arada kendi doktorumdan habersiz, tavsiye edilen Çapa’daki Prof. Unvanlı ABD’den ödüllü hocaya gittim.. Epey bir muayene parası verdikten sonra Prof. Kolumu görür görmez aynı teşhisi koydu: Sarkoidoz

“Hemen tedaviye başlayacağız lakin vereceğim ilaçlardan şikayetçi olmayacağına dair imza vermelisin. Sana kortizon hapları vereceğim, bu ilaçlar yan etki olarak kalp krizi, kemik kırılması, beyin kanaması gibi yan etkiler yapar..” dedi.

Endişelensem de, “Peki” diyerek ilaçları yazdırdım.. Sağlık karneme yazılan ilaçları onaylatmam için Haseki Hastanesinde nöbetçi kadın Dr’a geldim.. Kadın Dr. “Aaaa.. Sarkoidoz hastası siz misiniz? Bu teşhisi Prof. C. Baykal mı koydu, o benim hocam” dedi. “Evet” deyince.. Sanki “hakkını halel et, bu dünyada son günlerin” der gibi üzgün üzgün bakarak ilaçları onayladı. “Allah şifa versin” diyerek beni uğurladı.

İlaçları aldım, ertesi sabah işe gitmeden 1 adet içtim.. ilaç aldıktan yaklaşık 2 saat sonra işyerinde tam toplantı esnasında, soğuk bir ter bastı, başım dönüyor, sesleri uğultu halinde duyuyordum. Masama kendimi zor attım.. Baygınlık geçirdim.. Herkes şokta..

Dakikalar sonra toparlanabildim.. Ve karar aldım; “bir daha bu ilaçları kullanmayacağım..”

Ertesi gün yine Haseki’deki ilk doktoruma gitti.. Olaydan hiç bahsetmedim.. Sadece “Doktor Bey; biraz araştırdım, bu hastalık için şu kortizon ilaçlarını veriyorlarmış” dedim.. Doktorum, “Biliyorum, o ilaçları sana verirsek hepten kaybedebiliriz, sakın o bilgilere itibar etme.. Doktoruna güven” dedi..

 

 

‘DOKTORLAR BU HASTALIĞI BİLMEZ’

Ayrıca, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesinde okuyan talebeleri getirterek onlara benim kolumdaki hastalığı gösteriyordu.. “Bakın çocuklar yarın doktor olacaksınız.. Türkiye’de hala pek çok doktor bu hastalığı tanımıyor ve yanlış teşhis koyuyor, pek görülmediği için bu hastalığı tanımanız açısından bu iyi bir fırsat.. Sırayla bakmanızı istiyorum” dedi ve tek tek Tıp fakültesi talebeleri kolumdaki hastalığa baktı.

BABAMIN VEFATI İLE YIKILDIM

Bu arada baharın gelmesi ile annemi yine  Şebinkarahisar’a yolcu etmiştik..

Derken, Haziran ayı acı ile geldi.. 7 Haziran 2006’da babam Şerif Coşkun’u kalp krizinden kaybettik.. Bu benim için tam bir felaketti.. Stresimiz acıyla yoğuruluyordu.. Yol parasını dahi zor bularak köye gittim..

Babamızı toprağa verdik..

Köyde iken validem tekrar bu hastalığımı hatırladı.. “Nasıl oldu bakacağım” dedi. Baktı, bir daha baktı, kızdı...

 

 

“BUNU BEN İYİLEŞTİRECEĞİM…”

Annem Hatice Coşkun ile..

“Bu aynen duruyor. Bu doktorlar bir şey bilmiyor galiba, bunu ben iyileştireceğim” demesin mi?

“Anne yapma, ilaç kullanıyorum, iyileşecek” falan dediysem de dinletemedim..

Yaylada çam ve köknar ağaçlarının yaralarında sakız veya sızıntılar olur.. Bunları ilaç niyetine toplar köye getirirler ve bir kapta saklarlardı. Bu çam ve köknar sakızından biraz aldı ve sakatın üzerine sürdü, sonra da bir güzel bağladı..

İki gün geçti, sakız bu sakattan adeta iltihap çekiyordu..

Sanıyorum 3. Gece idi.. Kız kardeşim yanımıza gelmişti, bir ara fakında olmadan eli gömlek üzerinden sakatın olduğu yere denk geldi.. Yara kanıyordu.. Sardılar.. Lakin gece yatarken açılmış.

 

Köknar Sakızı

 

KOLUMDAN 20 SAAT İRİN AKTI

Mikrop/enfeksiyon kapınca kolum şişti.. sızlıyordu.. Kolumu oynatamaz oldum.. Duramadım ilk otobüsle Şebinkarahisar’dan İstanbul’a geldim.. Lakin yol uzun, tam 1000 km. 18 saat yol.. Yol boyunca kolumdan akan iltihap gömlek ve montumdan taşarak kolumu ıslatıyordu.. durduramıyordum iltihap akışını.. Aynı zamanda sızlıyordu..

İstanbul’a gelir gelmez yine Haseki Hastanesinde Dr. Nazmi Geyik’in yolunu tuttum.. Gider gitmez baktı.. Kolumu görünce şaşırdı, “Ne yaptın, ne oldu koluna böyle?” diye soruyordu..

 

“Çok mu kötü olmuş, kolum çok sızlıyor şişti ve 30 saattir iltihap akıyor, gece boyu yolda idim”

Dedim..

 

 

 

ÇOK İLGİNÇ, İYİLEŞİYOR.. BU NASIL OLDU

Uzm. Dr. Nazmi Geyik:

“Korkmana gerek yok kolunun şişliği egzamadan, yara enfeksiyon kapınca egzamaya çevirmiş.. Onu iyi ederiz bir krem ve ilaçla, lakin asıl hastalığın sarkoidoz da iyileşmiş. Bu nasıl oldu?”

Diye sormasın mı?

Nasıl yani? Diyerek ben de ona sordum..

“Koluna ne yaptın ki bu hastalık iyileşiyor, bana anlatır mısın” dedi

Ben de aynen köyde validemin bu sakata sürdüğü çam ve köknar sakızı karışımından bahsettim.. Çok şaşırdı.. “İlginç.. Hastalık iyileşiyor bu nasıl bir şeydir” dedi.

Bana kolumdaki egzamayı iyileştirmek ve ağrıyı kesmek için krem ve ilaç vererek gönderdi. Lakin asıl hastalığım Sarkoidoz, validemin sürdüğü doğal sakızlarla iyileşme sürecine germişti.

Derken kontroller ve kısa sürede o sakat kurudu..

Elhamdülilllah..

Tamamen kayboldu..

 

Gazeteci yazar Muharrem Coşkun

BLOG